Drucken PDF

 

HURİFİLİK

Drucken PDF

 

Estrabadlı Fazullah Hurufi (Esterabad 1339-Şirvan 1394) tarafından  1398 ' de  harflerin ve sayıların  gizemciliğine dayanarak kurulan tarikatın adı. Hallacı Mansur'un '' Enelhak'' düşüncesine ve Vahdet-i vucut (varlık birliği) felsefesine dayanan ve daha çok Yunan filozofu Pythagoras'ın (İÖ.VI.yy) matematik, astronomi,din ,felsefe, mantık ve müzigi harmonileştiren doga felsefesinden, İsmailik'ten kısmen Kabbala'nın ezoterik,mistik Tanrı ve evren öğretisinden etkilenen Hurufiliğe göre Tanrı- Evren  bir bütündür. Kainat Mutlak Varlık'ın  zuhurudur. Varlıgın zuhuru sesledir. Sesin kemali kelamdır (sözdür). Harflerden (huruftan) oluşan söz ise ancak insanlarda zuhur eder. Sesin ve sözün aslı harftir. Tanrı'nın sözü herşeyi kapsayan Tanrı'nın varlığıyla eşdeğerdedir. Kur'an Arapaca'nın yirmisekiz harfiyle yazılmışdır . Fatiha suresi, Kur'an'ın özüdür; yedi ayettir ve yedi de adı vardır. Bu da yüzdeki yedi hatta mukabildir. Fatiha okunduktan sonra ellerin yüze sürülmesi de buna işarettir. İnsan konuşşan Kur'an, Kuran ise yazıyla biçimlenmiş insandır . İnsanın yüzü, yedi kurucu ve öge olan Kur'an'ı yansıtan yediharften (Agız ,kulak, burun, kaş, göz, bıyık ve sakaldan) oluşur.

Kelamı muhafuz'u terkip eden 28 (Fazullah'a malum olan 32) harfi, kamil insanın  yüzünde görmek mümkündür. Fazullah, Arap alfabesindeki 28 harfe, Farsça 'dan pa,ça,ja,ka harflerini de ilave ederek 32'yi bulmuştur. İnsanın  yüzünde Allah'ın adı yazılıdır. Burun Arapçadaki ''elif'', burun iki yanı '' lam'' , gözler '' he'' harfini teşkil eder. Bunlar yanyana getirildiginde  Allah'ın adını oluşturur. İnsan, kainatın gözbedeğidir. Hak,hakikat insanın özündedir. İnsan akıl, bilim, güzel huy, doğruluk, sevgi ve muhabbetle Hakk'a ve hakikata ulaşır. Hak, hakikat sırına eren Hz. Ali'de tecelli etmişdir.(görünüş alanına çıkmışdır )

Ezoterik(batini, içerik) öğretiden özellikle ismailikden  etkilenen ve mürşid bir ismaili daisi olan Fazullah Hurufi (künyesi: Fazullah abu l - Fazl al - Astrabadi halk arasındaki adıyla as -Seyyid Fazullah Helalgor: Helal yiyen) şeriat kuralarına uymayan bu batini fikirlerden ve savunduğu Hallacı Mansur' un Enelhak düşüncesinden dolayı Timur 'un oğlu Miranşah'ın buyruğuyla Şirvan'da Alancak kalesinde göğsüne bıçak saplanarak öldürüldü. Fazullahın öldürüldüğü yer Maktelgah denir  Burası, Hurufiler tarafından yedi kez  dönerek ziyaret edilir . Alevi cemlerde  ''Fazullah gibi yüreğime bıçak da saplansa yolumdan  dönmeyeceğim'' anlamında secdeye kapanarak yapılan dara '' Dar-ı  Fazlı denir.
Temeli Tebriz ve Horasan'ın Astrabad kasabasında atılan Hurufilik, daha sonraki yıllarda özellikle İsfahan, Herat, Azerbeycan,İrak , Suyriye ,Mısır, Anadolu ve Balkanlarda geniş bir sahaya yayıldı. Hurfilik' in Anadolu ve Balkanlarda yayılmasını saglayanların başında Fazullah'ın halifelerinden Aliyy'ül- Ala ( öl. 1419), Mir Şarif ve şiirleriyle Alevi Bektaşi edebiyetında önemli bir yer tutan, Fazullah Hurufinin hem ögrencisi, hem de damadı olan Seyyid İmaddedin Nesimi ( Bagdad1345- Halep 1418) gelmektedir. Bilindigi gibi, Alevilerin yedi ulu ozanların biri olan  Seyyid İmaddedin Nesimi, Halepde derisi yüzülerek şehid edildi. Ayrıca Muhyddin Abdal, Yemini, Virani, Ruhi, Bagdadi, Arşi, Misali, (Gül Baba), Mihrabi, Habibi, Hayret, Hakiki gibi Alevi Bektaşi şiirlerinde de Hurufiligin etkisini görürüz.

Fazullah tarafından kurulan Hurufilik tarikatı İran'da yasaklanıp takibata ugrayınca  bazı Hurifi devişleri  Azerbaycan Irak, Anadolu ve Rumelli'ne göç etmnek zorunda kaldı.Hurufiligin bir kolu olan Noktavilik ise, Hurufilikten tardedilen (çıkarılan) ve Hindistan' a sıgınan Mahmud Parihani Gilani, diger bir adıyla Mahmud matrud ( tardedilen Mahmud) tarafından kuruldu. Hz Ali'nin ''el ilimi Noktatü'l  Beyan adlı  eserinden ve Hz.Ali'nin ''el ilmi noktatün'' (benim bilgim bir noktadaır ) sözünden yola çıkar kendi aralarında bir birlik oluşturan bazı Melamiye-i Nuriyecilere de '' Noktavi'' adı verildi.
Fatih döneminde saraya kadar giren huruflik, özelikle Kanuni dönemindede Rumeli'de' Filibe, Tatarpazarcıgı, Varna, Anadolu'da Eskişehirde  ve Sivas  sancagındaki Hurufi dervişleri(ışıklar) hakkında   tutuklanıp cezanlandırılmaları yönünde Fetvalar verildi. Devlet arşivindeki bazı kayıtlarda  Sivassancagında Şeyh Bedreddin'in yandaşı olan  bazı hurufi dervişlerinden de söz edilir.  Hurifiligin temel ilkelerini  içeren eserlerin başında , Fazullah'ın Cavidan-ı kebir (Sonsuz Kitabı ) adlı yapıtı gelmektedir. Cavidan Fars alfabasindeki otuz iki harfle  yazılmışdır . Kamil insanın  yüzü hatlarındada da  bulunan otuz iki sayısı, Fazullah' a delalet eder ve kutsaldır. Fazullah Hurufi'nin  Cavidan dışında '' Naimi'' mahlasıyla  yazdığı şiirlerinden oluşan  divanı, ayrıca  Arşname, Vasiyetname, Nevmname , Muhabbetname adlı yapıtları bulunmaktadır.


 

 

DEVİR DEVRİYYE- TENASUH

Drucken PDF

 

Devir sözcüğü, «Dönmek, dolanmak; bir şeyin kendi çevresinde dönmesi ya da yörüngesi üzerinde dolanması; zaman, çağ.» anlamlarına gelir. Tasavvufta devir terimi insanın yaratılışı konusunda geliştirilen kuramın adıdır. Mutasavvıflara göre insan evrenin özüdür, evrenden süzülmüştür. Var olan alemlerin en alt basamağındaki madde alemine düşen varlık önce cemat, sonra, bitki, ardından hayvan, en sonunda da insan biçiminde görünür. Ama devir burada bitmez. İnsan belirli aşamalardan geçerek insan-ı kamil olur, sonra da kendi varlığından geçerek yokluk içinde varlığı bulur, yani Tanrıya ulaşır. Kısaca yine aslına, başlangıç noktasına döner. Bir çember çizilmiş olur böylece. Bu devir düşüncesi Alevi-Bektaşi şiirinde tenasuh inancına bağlı olarak işlenir.

Devir inancını konu edinen şiirlere devriyye denir. Devriyyeler destan, koşrna, nefes, ilahi biçiminde yazılmış olabileceği gibi işlenen konu açısından da kümelendirilebilir. Nitekim tarikata girişin aşamalarını anlatan şiirlere de devriyye denildiği görülür.

Tenasuh deyimi ise ruh göçü, ruhun bir cisimden başka bir cisme geçmesi inancını dile getirir. Tasavvuftaki devir düşüncesiyle tenasuh inancı aynı şey değildir.Tenasuh'a inananlarca ruh ölümsüzdür. "Bu can tende konuktur" sözü bunu anlatır. Beden ölümlüdür çünkü. Ruh, bedenden bedene sıçrayarak varlığını sürdürür. Alevi-Bektaşi ozanlarının şiirlerinde temelde anlatılmak istenen de budur.

Katre idim ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kimbilir
Devre edip alemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kimbilir

Bulut olup ağdığımı bilirim
Boran ile yağdığımı bilirim
Alt' anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kimbilir

Kaç kez gani oldum kaç kere fakir
Kaç kez altın oldum kaç kere bakır
Bilmem ki kaç katip ismimi okur
Kaç defterde kaç dürüldüm kimbilir

Bazı nebat oldum toprakta sürdüm
Bilmem kaç atanın sulbünde durdum
Kaç defa cennet-i alaya girdim
Cehenneme kaç sürüldüm kimbilir

Kaç kez alet oldum elde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balçık olup kerpiç kerpiç döküldüm
Kaç bozuldum kaç kuruldum kimbilir

Dünyayı dolaştım hep kara batak
Görmedim bir karar bilmedim durak
Üstümü kaç örttü bu kara toprak
Kaç serildim kaç dirildim kimbilir

Güfrani'yim tarikatım boş değil
İyi bil ki kara bağrım taş değil
Felek ile hiç hatırım hoş değil
Kaç barıştım kaç darıldım kimbilir

 

 

 

AHİLİK

Drucken PDF

 

Ahilik, 13. yüzyılda Anadolu'da kurulan bir esnaf ve sanatkarlar birliğidir. Batılı anlamda lonca örgütü de diyebileceğimiz bu birlik, Ahiyan-ı Rum ve onun piri Ahi Evren Veli tarafından kuruldu. Hacı Bektaş Veli'nin yakın arkadaşı olana Ahi Evren Velinin asıl adı Şeyh Mahmud Nasrüddin, ünvanı ise  Nimetullah'tır. Osmanlı devletinin kuruluşunda önemli fonksiyonları olan Ahilere, Alperenler veya Horasan erenleri'de denirdi.
Sözcük anlamıyla ''Ahi'', Arapca'da  kardeşim, Türkçe kökenli ''akı'' sözcüğünde ise cömertlik demektir. Ahiliğe, yiğitlik, mertlik anlamına gelen(Arapça kökenkli ''feta'' dan ) Fütüvet te denilir. ''Ahi-yan -el- fitiyan'', kardeş yiğitler demektir. Ahi (Fütüvvet) kuruluşlarının çoğu tarikat olarak kendilerini Hz. Ali'ye bağlarlar. Hz Ali'nin yiğitliğini, cömertliğini simgeleyen bu futuvva (yiğitlik) payesi, Peygamber tarafından Hz. Aliye verildiğine de inanılır. Fütüvvetin dört temel ilkesini
Şahı Merdan Ali şöyle açıklar:
Güçlüyken afetmek,
Hiddetli iken hilmiyet (yumuşaklık) göstermek,
Düşmanına  bile iylik etmek,
Muhtaçken bile başkalarına vermek .

Ünlü Mutasavıflardan Bayezid Bistami'ye göre Fütüvet:
Senden başkalarına olan iyiligi küçük görmek, başkaların dan sana gelen iyiligi ise  büyük bilmektir .

Asıl sanatı debbağ(dericilik)olan Ahi Evren, Debbağların piri ve 32 çeşit esnaf ve sanatkarın da lideriydi. Ahiliğin usul ve erkanlarını, anayasası sayılan Fütüvvetnameyi hazırlayan ve o kurumu Türkmen örf adetlerine ve geleneklerine göre düzenleyen  ve örgütleyen  de Ahi Evren Velidir. Ahi Evren 'in eşi Fatma Bacı ise, Ahilik, Bektaşilik bünyesinde örgütlenen Bacıyan-ı Rum (Anadolu bacıları) teşkilatının liderleridir.
Ahilik bugunkü anlamada bir yanda halkın sanat ve meslek alanında  yetişmesini saglayan bir meslek okulu, diğer yanda çalışanların emeğini koruyan, onları güvence altına alan, karşılıklı yardımlaşmayı ve dayananışmayı sağlayan bir sendika  örgütü veya bir sosyal güvenlik kurumuydu.

Yerel ahibabalarının ve azilleri, Kırşehirde'deki Ahi Evren Tekkesi şeyhi(piri) tarafından onaylanırdı. Her yıl Anadolu'ya ve Rumeli'ye ahi örgütü başkanının görevlendirdigi nakibler ve  halifeler giderdi yerel örgütlerin durumunu inceler, esnafı toplar, yeni taliplere, kalfalara ve ustalara  peştemal, tezgah açacaklara izin  ve ruhsat verirdi.

Temel ahlak prensipleri, Alevi- Bektaşilik'te olduğu gibi:


* Eline , beline ,diline sahib olamak 
* Nefsini yenmek 
* Alçak gönülü olmak  
* Dünya malına  fazla önem vermemek
* Zalimlerle mücadele etmek
* Kaliteli mal üretmek
* Kimsenin hakkını yememek Ahilerin alını, gönlü ve kapısı açıktır

Alın açıklığı: Yaptıgı işte, gidişhata, hal ve tavrında doğru olmak; anlı ak, ruhu pak olmak; işine hile katmamak; sağlam, temiz ve ucuz mal üretmek.

Gönül açıklıgı: Ayrım gözetmeden tüm insanları, insan oldugu için  sevmek ve gönülden bağlanmaktır. Allah'ın tahtı olan gönül evini (beytullah) incitmemek ve bir  ğönüle girebilmektir.

Kapı açıklığı: Konuk sever olmak; cömert davranmak; sofrasını herkese açık tutmak; ihtiyacı  olanlara, düşkünlere yardım etmektir.

 

 

 

 

DEM (DOLU)

Drucken PDF

 

Yemekten sonra kimi bölgelerde, özellikle Balkanlar'daki Bektaşilerde, bilhassa Babaganlar kolunda isteyenlere Sali tarafından dem (dolu, bade, mey) sunulur. İç ve Doğu Anadolu'daki Alevilerde Ayn-i cemIerde içki içilmez; genellikle su veya şerbet ikram edilir. Farsça kökenli "dem" sözcüğünün Türkçe karşılığı, nefes, vakit veya an; buradaki anlamıyla içki, şarap veya rakı demektir. Alevi-Bektaşilerde dini anlamda içki yasağı yoktur. Onlara göre  içkinin azı helal, fazlası zarardır. Halk arasındaki bir deyişle "ehline helal, nahehle haramdır." Başka bir deyişle, insan içkiyi içmeli, içki, insanı değil. Alevi-Bektaşi şairleri bunu şiirlerinde şöyle dile getirir:

İlm-i Ledün okur bize velimiz
Hak deyip, Hak söyler bizim dilimiz
içirdi bade-i aşk'ı Alimiz
Saki-i Kevser'in mestanıyız biz.

Mehmet Ali Hilmi Dedebaba-

Alevi-Bektaşi meclislerinde veya muhabbet toplantılarında içki, kullanmada edepli ve ölçülüdürler. "Üç K" ilkesini uygularlar. "Üç K"nın anlamı bu toplumca şudur: İçki alınırken eşin (karın), komşun ve kesen zarar görmeyecek ve olumsuz olarak etkilenmeyecektir. Bu ilke Alevi Bektaşi toplumunu denetimli, kontrollü ve disiplinli kılar. Alevi-Bektaşi yolunda, dem'in belli ölçüler içinde dostluğa ve kaynaşmaya yönelik muhabbet havası içinde "cam cama degil de can cana!" veya muhabbete!" denilerek sır edilir (içilir).: Dem, diğer adlarıyla bade, tasavvuf anlamıyla insanların gönüllerine feyiz veren, insanı tanrısal varlık alanına çeken manevi gücü ve ilahi aşkı simgeler. Halk arasındaki bir tabirle, "dem, alimin ilmini, cahilin de zulmünü arttırır." Bu nedenle ehli olmayanlara dem sunulmaz.

Balkan ülkelerindeki kimi Bektaşilerde, Akyazılı Sultan' dan gelme bir adet üzerine, yola girmek isteyen talibe, onu sınamak, gerçek kişiliğini ve iç yapısını tanımak amacıyla cemIerde dem sunulur. Hiçbir zaman kadeh tümden içilmez, boşaltılmaz.Saki veya sakiye tarafından Baba'ya dem verilirken okunan bir tercüman:

Aşıkların emine?"
Erenlerin demine
Yürekleri coşturan
Uçmak sazın gemine

Kadehler, genellikle iki elle kapatılarak, on parmak, kadeh ve içindeki doluyla birlikte Onikiyi simgeleyecek şekilde tutulur. Dolu Gülbenglerinden bir iki örnek:

Dolularmız dolu, gönüllerimiz gani ola!
içtiğimiz demler ab-ı kevserden ola!
içenlere aşk-ı ilahi, içirenlere delil ola!
Yardımcımız Şah-ı Merdan Ali ola!
Gerçeklerin demine, devranına hü.,

Mistik yönüyle Kırklar meclisine dayandınlan ve Saki-i Kevser (Hz. Ali) tarafından sunulan bade veya dolu, Erenler dolusudur. Erenler sohbetinde, ehl-i irfan (kamil ve olgun insanlar) tarafından edep erkan kuralları içerisinde sırredilir.

 

 


 

 
<< Start < Zurück 1 2 3 4 Weiter > Ende >>

Seite 1 von 4